Türkiye'de Barış Gazetesi abone olun kitabınız-gazeteniz ve Atatürk posteriniz adresinize ücretsiz ulaşsın
EH...! NİHAYET GEÇ KALINMIŞ DENETİM UYGULAMASI GELİYOR

Amonyum nitratlı, suni gübreyi, şeker, çivi, biye, plastik bidonlara koyup içerisine dinamit lokumu, fünye, pil, infilaklı fitilden ibaret ve bidonun üst kapak kısmından açılan iki küçük delikten çıkan kablo ve dışta da basit tahta çita altında sıralanmış pil, kablo düzeneğinin özellikle toprak yol, stebilize yollarda veya asfalt ve beton yollarda denetim ve geçişin olmadığı bir zaman diliminde çukur açarak üzerini kapattığı, araç yaya ve hayvanların yol, üzerindeki basınç eni ölçüsünde yine toprağa çok az derinlikte gizlediği tahtaya basılmasıyla pilin kutup başlarının akımı tetiklemesiyle hızla dinamit lokumuna bitişik fünyeyi harekete geçirmesiyle büyük bir inflakla patlayan ve bulunduğu yerde büyük çukur açan büyük maddi hasarlar veren can alan yaralanmalara sebep olan halk arasında basit mayın olarak nitelendirilen patlayıcı PKK en ucuza mal olan patlayıcı olarak kendi içerisinde yapılan ERNK (Enya Rızgariye Neteva Kürdistan), (Kürdistan Milli Kurtuluş Cephesi) ve askeri kanat birimi olan AREK (Entiya Rızgariye Gellis Kürdistan) Kürdistan halk kurtuluş ordusu tarafından 1985'li yıllardan itibaren kullanılıyordu.

O zamanlar ilgili güvenlik birimlerince asfalt ve beton yollar kontrol ediliyor, çukurlar ve bozuk yollar tamir ettiriliyor.Stebilize ve toprak yollarında yapılması öneriliyor ve suni gübreye dikkat çekiliyor ve bir türlü ana maddesi amonyum nitrat olan bir tarımla uğraşan çiftçilerimizin kullandığı bildiğimiz suni gübrenin denetimi kullanılmasına geçilmiyor.

Azot miktarının azaltılması gerektiği ile ilgili öneri karşısında da miktarın düşürülmesinin tarımda maliyetleri ve ithalatı arttıracağı gerekçe göstererek karşı çıkılırken, son zamanlar örgüte yönelik operasyonlar neticesinde sığınak ve örgüt barınma yerlerinde tonlarca suni gübre çıkması ve patlayıcı düzeneklerle yan yana görülmesi ile birlikte artık %33 ve üzeri azotlu gübrenin denetimine ağırlık verileceği ocak 2008 de nihayet gündeme alınmış, güzel bir gelişme, inşllah temennim hemen uygulamaya konulur ve titizlikle uygulanmasına ödün vermeden devam edilir.Alınan denetim kararına göre;

  • Azot oranı yüzde 33 ve üzerinde olan gübrenin denetimi, İçişleri Bakanlığı'nda olacak,
  • Azot oranı yüzde 33 altında olan gübrenin denetimi ise Tarım Bakanlığı'nda olacak.

Ve bu iki denetim kurumu denetim kapsamında gübrenin üretiminden tarla da kullanımına kadar sıkı kontrol altında tutulacağı ve gübrenin fabrikadan çıkarken ilgili Bakanlıkça azot durumuna göre mühürleneceği yerine ulaşıp ulaşmadığı kontrol edilerek çiftçiye kartla verilecekmiş.

Fabrikadan çıkışına kadar ki görev bölümü denetim bakımından mükemmel ancak çiftçiye kartla verilip sonra da bu gübrenin tarlada, bahçede, bağda kullanılıp, kullanılmadığı nasıl kontrol edilecek.

İşte üzerinde durulması gereken en önemli husus ve denetimin bir işe yarayacağı, kartla çiftçiye verilmesinden ortaya çıkacağıdır.

Bilindiği üzere yörede oturan ve gübreyi amaç doğrultusunda yurttaşımız mutlaka kullanmak isteyecektir, etik olan da budur.

O halde kuşkumuz nerde başlıyor, bazılarının yakını, bazılarının uzaktan akrabası PKK içinde ve en azından sempatizanı durumunda... Bir yandan örgüt baskısı, bir yandan devlet denetimi altında kalan tüm tarımla uğraşanlar kendilerine verilen ve İçişleri Bakanlığı'nın denetiminde olan gübreyi tarlasında, bağında, bahçesinde tam olarak kullanabilir mi?Veya tarla, bahçesinden alacağı ürün üstünde bir fiyatla satabilir mi?Bu saydığımız üç ihtimal de olasılık halinde,

O halde;

Azot oranı % 33 ve üzeri olan gübre ile diğer % 33 ve altı sayılan azotlu gübreyi çiftçinin gözü önünde ve ilgili bakanlık görevlilerinin hazır bulunduğu bir günde tamamının kullandırılması veya bu işçi ile ilgili Tarım Bakanlığı'nın oluşturacağı ilaçlama ekiplerince kullandırılırsa, hem çiftçi acaba kullandı mı?, kullanmadı mı? şüphesinden kurtulunur.Hem de PKK vb. diğer örgütlerin eline geçmesi ve bunları kötü amaçlı kullanması önlenmiş olunur.

Hemde tarlası, bağı ve bahçesine hizmet götürülmek suretiyle yöre halkının devlet lehine kazanılmasına çalışılmış olur.

Tabi bu tür faaliyetlerin tüm yurtta uygulanması esas alınmalı bunun yanında PKK terörürün olduğu yerlerdeki vatandaşlarında güvenliğinin sağlanması gerekmektedir.

ÖCALAN YİNE SAÇMALADI

Terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan ocak ayı içerisinde Fırat Haber Ajansı'nda yer alan açıklamasında herkes barış için çalışmazsa daha çok kişinin öleceğini, DTP'ye barış için çalışmadığı için öfkelendiğini çok büyük katliamları önlemek için çaba sarfettiğini PKK'nın basının kendisi değil Irak Devleti Başkanı Celal Talabani ile Kuzay Irak'taki kürt yönetiminin lideri Mesut Barzani olduğunu iddia ederek kendisinin olayların dışında kaldığını, Diyarbakır adına siyaset yapanlara kızdığını, Talabani'nin kürtler AKP'yi desteklesin açıklamasına tepki göstererek doğruysa bir anlaşma var bunlar kürtlere karşı bir anlaşmadır diyerek Talabani ve Barzani'nin PKK'yı bitirme amacında olmadığını iddia etmiş.

  1. Olayların dışında olduğunu iddia ediyor, doğrudur.Fiilen katılmıyor çünkü cezaevinde, uçamaz da onun için avukatları kanalı ile cezaevinden yönlendiriyor "Çok büyük katliamları önlemek için çaba sarfettiğini iddia etmesi de bu durumu yani örgütün üzerinde hala söz sahibi olduğunu gösteriyor.

  2. PKK'nın basının kendisi olmadığını Talabani ve Mesut Barzani olduğunu kendisi olmadığını belirtiyor.

    İşte burada saçmalıyor, Talabani'nin KYB'yi Barzani'nin de KDP'si var.Tüm ülkelerce terörist örgüt diye nitelendirilen bir örgütün başına ikisi de geçmez, bazı durumlar için ancak destek olurlar.Öcalan Türk Hükümeti'nin güçlü istihbaratı ve azimli kararı ile çark eden ve Türkiye'nin yanında göstermelik de olsa yer alan ABD'nin Talabani ve Mesut Barzani'yi operasyon yapılmalı, Türkiye haklı demesi ile birlikte KDP ve KYB'nin liderlerinin kendisine verilen sözleri tutmamasına içerleyip aklınca Türkiye'yi Irak'lıya liderler üstüne yönlendirmek için böyle bir açıklamaya gidiyor, ... operasyonlara ses çıkarmadığı için...

  3. Talabani ve Barzani'nin PKK'yı bitirme amacında olmadığını belirtiyormuş, işte bu doğru, bitirmek için uğraşmazlar.

    Talabani ve Barzani de ileride Büyük Kürdistan için uğraş vermekte ve Türkiye'deki kürtleri de yanına almak için tüm olanaklarını sarfediyorlar.PKK'yı bitirmek olmazsa da sempati duyan bir kürt topluluğu yaratmak isteyerek yanına çekmekistiyor.

Çünkü her iki lider de biliyor ki kürtlerin en çok yoğun olduğu sınırdışı ülke olarak Türkiye var.Ondan sonra Suriye ve İran var çünkü Türkiye'de yaşayan 75 milyon civarı nüfusun 11.5 milyonu kürt kökenli.Kürtlerde nüfusa göre 57 yetişkine 47 çocuk düştüğü, Türkler ve Kürtler arasında yapılan evlilik yoluyla akraba olanların sayısı da küçümsenmeyecek derecede 3 milyona yakın...

İşte Talabani ve Barzani kürtler üzerinde otonomi elde etmek için legal yoldan bölgelerinde açtıkları üniversitelere bedava okuyan Türkiye'deki kürt kökenli öğrencileri çekmekte, düğün, nişan vb. etkinliklere hediye vs.lerle iştirak etmek suretiyle önceleri sempati ve ilgiyle yaklaşmakta hatta kürt kökenli belediye başkanları ile de yakınlığı maddi ve manevi olarak sürdürme gayretini ülkesindeki ticaret ve iş ihaleleri ile göstermekte...

PKK'yı bitirmese de bu örgüte sempatiyi azaltmak ve mensuplarını ordudan da veya kamu kuruluşlarında görev verme amacıyla yanına çekerek sonunda bu örgütü son aşamada acze düşürerek KDP'ye bağlı olarak bölge belediyeci yerleştirerek nihai amaç olarak da Türkiye-İran-Suriye sekreterliğini oluşturmak ve bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak amacındadırlar.

Her iki liderin de seçimlerde Türkiye'de yaşayan kürt kökenli vatandaşlar için AKP'yi desteklesin demesi de bunun göstergesidir.

Murat Karayılan'ın Kuzey Irak'a yapılan operasyon sonrası şiddetle mücadelenin devam edeceği ve Öcalan'ında çok büyük katliamları önlemek için çaba sarfediyorum açıklaması da gösteriyor ki önümüzdeki Şubat-Mart aylarında özellikle büyük metropollerde ve bu metropollerin varoşlarına sefer yapan Belediye araçlarına yönelik eylemlerin devam edeceğini göstermekte olup, metropollerdeki belediyelerin hala varoşlara yolcu taşıyan araçlarda kamera sistemine geçileceğini belirttiği halde geçilmediğinin görülmesi düşündürücü gelmektedir.Trilyonlarca lirayı bez afiş vs. reklamlara harcayan ekonomik krizin kol gezdiği bir dönemde Lale devri alemine özenen bir belediyecilik anlayışından vazgeçilmesi, önce güvenlik denmeli vatandaşın seyehatine yönelik her türlü eyleme karşı etkin teknolojik araçların devreye sokulması gerekir.Mahalle bekçiliğine derhal geçilmeli, yaya devriyeler oluşturulmalı, sokaklarda düdük sesleri eskiden olduğu gibi duyulmalı, karanlık sokak ve caddeler ışıklandırılmalı...

Önemli olan önce güvenlik olduğundan her belediye-özel idare, mülki amirlik, jandarma ve polis işbirliği yaparak önemli anterlere mobese sistemi yerleştirilmeli...

Ve bu iş için uzun bürokratik işlemlere neden olan ihale sisteminden derhal vazgeçilmeli...

Diyarbakır'daki olaydan ve ihalenin hala sonuçlandırılmamasından artık ders alınması gerektiği kanısındayım.

Sağlıcakla kalın...


web counter