
K.C.K / T.M MESELESİ
2011 Kasım ayı içerisinde Başbakan Erdoğan K.C.K.'yı bilmeyenler konuşmasın demiş ve bu beyanı çeşitli medya kuruluşlarında yayımlatmıştı.
Barış Haber Yorumlar 21 Kas 2011 Tıklama:2382 Son Haberler
PKK'nın Diriliş Bayram Gününe Dikkat!!!
12 Haziran seçimlerinden sonra PKK silahlı güçlerinin gayri nizami harp şeklinden, nizami harp şekline geçmek için hazırlıklar içerisinde olduğu, şehir...
Barış Haber Yorumlar 15 Nis 2011 Tıklama:3662 Son Haberler
SURİYE'DE YAŞANAN KARIŞIKLIĞI GAZETEMİZ 2010 HAZİRAN-TEMMUZ SAYISINDA DİLE GETİRMİŞTİ...
2011 Mart ayı içerisinde Suriye'de Devlet Başkanı Beşer Esad'a yönelik olduğu gerekçesiyle başlatılan karışıklıklar, isyanlar hala durmamış olup, bu ülkede...
Barış Haber Yorumlar 15 Nis 2011 Tıklama:3742 Son Haberler
BİR POLİS AMİRİNİN KALEMİNDEN “SENMİSİN SOLCU”
Polis olarak göreve başlayıp uzun bir süre 1 nci şube - siyasi şube - terörle mücadele şubeleri uhdesinde başarılı bir...
Barış Haber Yorumlar 15 Nis 2011 Tıklama:4040 Son Haberler
BAŞBAKAN ERDOĞAN İLK DEFA HAKLI "KKTC Türkiye'ye Nankörlük Yapıyor"
Geçtiğimiz Ocak ve Mart 2011'de Kıbrıslı Türk STK sendikaların düzenlediği ve Rum bayraklarının daha göze çarptığı "Toplumsal Varoluş" mitinginde taşınan döviz...
Barış Haber Yorumlar 02 Mar 2011 Tıklama:3636 Son Haberler
İŞSİZLİK, YOKSULLUK, KAÇAKÇILIK OLAYLARI…
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü sitesinde 2010'u geride bırakmamızın ardından Türkiye…
ARTAN TERÖR OLAYLARI VE BAŞARISIZLIK İTİ…
Güneydoğu ve Doğu anadoluda artan bölücü ve bölgeci örgüt olan…
19 Mayıs 1919'u Kutlarken Atatürk Diyor …
EFENDİLER Avrupanın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medeniyetleşmesine karşılık Türkiye tam tersine…
BİR POLİS AMİRİNİN KALEMİNDEN “SENMİSİN SOLCU”

Polis olarak göreve başlayıp uzun bir süre 1 nci şube - siyasi şube - terörle mücadele şubeleri uhdesinde başarılı bir şekilde özverili olarak görev ifa etmiş, Atatürk milliyetçisi ve ulusal sınırlar dahilinde olan vatan-memleket sevdalısı olan ve daha sonra kendi isteğiyle oradan oraya sürgün görev anlayışı nedeniyle sürgün gezmektense deyip, emekliliğini isteyen bir amirin "solcu" , "sol görüşlü kişilerle" , "siyasi yönü ağırlıklı kişilerle samimi olduğu" ,
"THKP-C üçüncü yol fonksiyonu mensupları ile sıkı ilişki ve işbirliği içinde olduğu" , "yazar Aziz Nesin'in 1 Mayısını kutladığı ve karanfil verdiği" sorularının kendisine yöneltilmesi üzerine apar topar kadrolu görevinden alınarak oradan oraya sürgün edilen ve sık sık görev yeri değiştirilerek psikolojik olarak yıpratılmak istenen ve soruşturma neticesinde;
".......................' ın görevi gereği tanıştığı siyasi yönü ağır basan kişilerle sıkı ilişki ve işbirliği içinde olduğu ve görevli iken siyasi görüşünü devamlı olarak söylediği ve tarafsızlığına gölge düşürmek suretiyle hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsıcı eylem ve davranışta bulunduğu anlaşıldığından, eylemine uyan emniyet örgütü disiplin tüzüğünün 7/B-1 maddesi uyarınca "16 ay uzun süreli durdurma cezası ile tecziyesine, terörle mücadele gibi hassas bir şubede görev ifa eden sanığın görüşünü belli edecek tarzda duyarsız hareket etmesi karşısında aynı tüzüğün 15 nci maddesinin uygulanamayacağına ................... 1993 tarihinde oybirliği ile Mehmet Ağar başkanlığında toplanan yüksek disiplin kurulunca karar verilmesi üzerine 16 ay süreli uzun durdurma cezasının iptali ve kadrolu görevine şahsi kinlerinden dolayı fikir ayrılığı nedeniyle İçişleri Bakanlığı'nca verilmeyen bir amirin öyküsünü bir de siz okuyun dedik, sizlerle paylaşmak istedik.
İlkokuldan sonra orta öğretim ve lise öğretimimin ara dönemlerinde (karne tatillerinde, yaz tatillerinde) okumak için garajlarda gazoz, sakız ve simit sattım, çeşitli fabrikalarda ve imalathanelerde çırak olarak çalıştım, sebze meyve halinde kâtiplik yaptım, liseyi bitirdikten sonra yüksek öğrenime devam etmek istedim, o zamanlar puanlar yüksekti aldığım puanla ön kayıt yaptırdım ama okula giremedim. Daha sonraki yılda şimdiki açık öğretim yüksek okulları ayarında olan mektupla eğitim programını tutturdum. Ege bölgesinde bir okula kaydımı yaptırdım. O sıralar kıbrısta karışıklıklar sürüyor, hükümet olası bir savaş hazırlığı için karartma uygulamasına geçilmiş, halk Kıbrıs verilemez, Kıbrıs Türk'ü Rum ve Yunan zulmüne karşı korunmalı vb. sloganlar atmakta, yürüyüşler yapılmakta, kahramanlık türküleri radyolarda seslendirilmekteydi. O tarihlerde bir memleket sevdalısı Karaoğlan rüzgarı hakimdi, gerek hükümetin gerek ordunun ileri gelenlerinin demeçleri ve gerekse kahramanlık türküleri, İzmir halkının toplu haykırışlarını yansıttığı yürüyüş ve toplantılarda atılan Kıbrıs Türk'ünü koruma, kollama ve ezdirmeme, Yunan-Rum zulmünden kurtarılması gerektiğinin düşüncesi ile yapılan her türlü hareket bende ve halkta Atatürk'ün verdiği mücadele kapsamındaki fikirleri doğrultusunda milliyetçi mücadele coşkusunu kabartmıştı.
Halk işi gücü bırakıp, evini çocuğunu unutmuş vaziyette askerlik şubelerine tekrar askerlik yapmak ve Kıbrıs'a gitmek için müracaat ediyordu. Ben de askerlik çağlarındaydım. Hemen okulla ilişiğimi keserek askere gitme kararı aldım ve askere gittim. Okullar Kıbrıs Türk'üne yardım için askere müracaat edenler yüzünden yavaş yavaş boşalıyordu, açıkçası Kıbrıs Türk'üne yardım için eğitimini terk ediyor, işini gücünü bırakıyordu... Ege-Marmara ve Trakya bölgelerinde yer yer karartma uygulaması yapılıyordu.
20 Temmuz 1974'de Kıbrıs Türk'ünü Rum ve Yunan zulmünden kurtarmak için birinci barış harekâtı hükümet emri ile Kıbrıs'a düzenlendi ve çok kısa bir sürede ordumuz Rum Eokacıları etkisiz hale getirmiş havadan, denizden ve karadan Kıbrıs'a artık girilmişti. Emperyalist ABD dur yeter diyordu, Yunan yanlısı Avrupa ülkeleri de araya girince barış harekâtı sonlandırılmaya çalışıldı ama ordumuz artık orada idi. Yer yer Rum baskısı halka karşı devam ediyordu. Türkiye bu işi tamamen halletmek istiyordu, Karaoğlan Kıbrıs'ı al diye halk hep bir ağızdan bağırıyor yeter artık diyordu. 14-16 Ağustosta Türkiye yavru vatan Kıbrıs'a ikinci barış harekâtı düzenleyince ve Türk ordusunun kararlı olduğunu gören Rumlar ve Yunanlılar ateşkes istemek zorunda kalmıştı. Türk ordusunun başarısı dalga dalga yayılmış, herkes tek vücut olmuştu, paraşütçülerimizin kahramanlık mücadelesi ile hop oturup hop kalkıyorduk. Sonuçta orada yaşayan soydaşlarımız korunuyor, zulümden kurtarılıyordu, acemi birliğine katılmak için Balıkesir Burhaniye'ye gittim, oradaki birlik kalktığından bizleri Antalya Çavuş Talimgâh’a gönderdiler, ikinci barış harekâtı bitmişti...
Ama yine de ben Kıbrıs’a gitmek ve orada askerliğimi ifa etmek istiyordum ve nihayet birlikten Kıbrıs için seçmeler yapıldı. Sadece bulunduğumuz alaydan 15 civarı otobüs bayraklarla donatılmış halde yola çıktı, herkes neşeli isi, Kıbrıs kahramanlık hikâyeleri hala sıcaklığını koruyor ve Kıbrıs'ın tamamen alınması için baskılar artıyordu. Halk konvoyumuzu coşku ile uğurluyor biz de otobüs pencerelerinden onlara kepleri sallayarak selam veriyorduk. Çok sevinçli idik, otobüs marşlarla inliyordu, bazı arkadaşlar giysi ve keplerini çıkarıp coşkulu halkla otobüsten atıyordu, Mersin'e vardık, sahilde portatif eğitim çadırlarımızı kurduk ve başımızdaki komutan bu gün buradayız emir gelinceye kadar bekleyeceğiz dedi. İkinci geceydi, komutan herkes çadırını eşyasını toplasın hazırlansın dedi ve hazırlanıp sahilin diğer yanına doğru gittik, bizi bir L-404 bekliyordu. Hemen gemiye bindirdiler ve geminin bodrum katına yerleştirdiler. Üst rütbeliler üst katlarda idi, makine dairesi gürültüsü içinde bodrum katta sessizce bekledik ve nihayet gece 02.00 sularında bindiğimiz gemiden bizi indirdiler, karşımızdaki surlarda ve duvarlarda kurşun, bomba deliklerini ve yarıkları görüyorduk. Gemi önünde bekleyen reolara bizi bindirdiler, çıktığımız yeri orada öğrendik... Magosa idi... Yolculuk sonucunda havancı olduğumuzdan ve ateş idare eğitimi aldığımızdan bizi voniye indirdiler, ileri gözetleyici ve ateş idare çavuşu olduğumdan beni yanıma bir Trakya tarafından bir Edirneli arkadaşı vererek 244 rakımlı tepe ve yeri köyü ve civarındaki hedefleri gözetleyecek şekilde harita, teleskop, dürbün ve manipleli telsiz telefonu da yanımıza vererek daha önceden kazılmış irtibat hendeğinden geçerek Birleşmiş Milletler görevlilerinin sınır diye belledikleri geçiş güzergâhına yakın gözetleme mevziine yerleştik... Karşımızdaki Rum mevzileri ve daha ilerideki Rum köylerini teleskop ve dürbünden rahatça görüyorduk, mevzi topraktan yapılmıştı, irtibat hat kablosu orada önceden çekilmiş vaziyette idi, Rum askerleri de kendi görevlerini yapıyorlardı...
Evi barkı unutmuştuk, dört bir yanımız deniz... Akşam geç vakitte eşyalarımızı alıyor yine Lefkoşa'ya yakın ve yer altında bulunan havan takım istirahatgâhına dönüyorduk, ranzalarımız yer altında idi, bir nevi koğuştu. Çatışmalar durmuştu, bazen yer yer sınır ihlali ve silah sesleri duyuluyor, taciz ateşi yapılıyorsa da oluşan milli duygular hepimizde Kıbrıs Türk halkının namus ve güvencesi için orada olduğumuzu bize kabul ettirmiş, o şekilde görevimizi başarıyla ifa etmiştik. Kıbrıs'ta Rumlar her bir Türk köyünü çevreleyecek şekilde kendi yerleşim yerlerini, köylerini kurmuş olduklarını gözlemledim, çoğu yer öyleydi. Bu da şu anlama geliyordu, Türkler diğer bir Türk köyüne gitmek için mutlaka Rum köyünden geçmek zorunda idi. Yani yapısal denetim direk göze çarpıyordu. Bu sayede her Türk'ün hareketi nereye gidip geldiği bir nevi rahatça izlenmiş oluyordu...
Rumlar bir nevi bu şekilde yerleşim yerleri oluşturarak denetim altına almıştı. Kuzey Kıbrıs'ın her tarafı Türk ordusunun ve askerinin kahramanca çatışmalarının yaşandığı izlerinin görüldüğü bir yerdi, Kıbrıs halkını şanlı Türk ordusu ne de olsa Rum-Yunan zulmünden kurtarmıştı, Beşparmak dağlarındaki Rum beton koruganları görenler, mevzileri görenler buralarda nasıl bir şiddetli çatışmanın yaşandığını rahatça görebilirler.
Girne'ye yakın yerde binlerce şehit Türk askerinin derlenmiş ve düzenlenmiş mezarlarını görenler Türkiye Cumhuriyeti'nin bir avuç Kıbrıs Türk'ünü kurtarmak için son nefeslerini orada verdiklerini rahatça görebilirler.
Görevimizi yapmanın gururu ve onuru ile Türkiye'ye anayurdumuza döndük. Tekrar iş aramaya başladım, bir müddet çeşitli fabrikalarda, imalathanelerde işçi olarak çalıştıktan sonra lise mezunu olduğumdan kalıcı ve güvenceli bir iş kolu olan memuriyet sınavlarına girmeye başladım. Ege de belediye zabıta sınavına girip kazandım. Arkasından iptal oldu, vergi dairesi sınavlarına girip kazandım. Tayin yeri Urla derken Günaydın gazetesinde geçen bir haberle öğrendim, bu sınav neticesi atama yapılacak kişilerin de imtihanı iptal oldu, atanamadım.
Ara sıra kordon ve civarında gezinirken polisleri görürdüm, onlarla sınav şartları ve iptal durumu olur mu? Olmaz mı? Diye sorardım, iyi maaş alıyorlardı.
Zaten o sıralar asker ve polis iyi maaş alıyordu, bir bayan polis masa başında çalışıyormuş personel şube de bana " polisliğe gir, şu ortamda tehlikeli meslek ama insanın kaderi alnına nasılsa yazılmış, insan tek merdivenden de düşüp ölüyor, sen evini geçindirmene bak bir de askere gitmeden evlilik yapmışsın..." dedi.
Ben de kendisine resmi elbise giymek istemiyorum dedim. "Kazanırsan okulda mecburiyetten resmisin sonra branşlar var oraya geçersin" dedi, ben de düşüneyim dedim ve oradan ayrıldım. Sonra kararımı vererek açılan ilk imtihana bir stadyumda girdim, sınav soruları bana kolay gelmişti rahattım, tam sınavın bitmesine 15 dakika kala bir sarsıntı, zelzele-deprem oldu ve stadyumda hareketlenme başladı, ben ise yerimden kalkmıyordum ve bu da iptal olmasa bari diye dua ediyordum, sanki yalvarıyordum... Zelzele çok kısa sürmüştü komisyon heyeti imtihana devam dedi, rahatlamıştım ve bilahare imtihanı 5000 kişi arasında lise mezunu olarak 21 nci sırada kazandım, sevinçliydim. Yine işçi olarak çalışıyordum, ikinci el bir bisiklet almıştım çalıştığım para ile frenleri tam tutmuyordu, işyeri yemek molasında dışarıda yemek parası vermeyeyim diye 15 dakikalık mesafedeki evime iş yeri kıyafetimle üzerim tozlu vaziyette apar topar atlar ter içinde yemeğimi yiyip dinlenmeye fazla fırsat ayıramadan tekrar bisikletle fabrikaya ulaşırdım. Yemek esnasında evde ancak 15 dakika kalabiliyordum, patron işimize son vermesin, parasız kalmayalım diye mesai olduğu zaman ekmek arası domates, peynir veya zeytin yiyerek fabrika içinde yerine göre çuvallar üzerinde açlığımızı geçiştirir işe koyulurduk.
Sınava girdikten dört hafta sonra eve bir kâğıt gelmiş, eşim bana verdi, okudum personel şubeye uğramam isteniyordu ve patrondan 1 gün için izin aldım ama konudan bahsetmedim. Başka bir mazeret uydurdum ve mesaiye kalırım istediğiniz zaman dedim. Tamam dedi iyi birisiydi... Personel şubeye vardığımda bana "Tüm mülakat ve sınav sorularını başarı ile atlattığınızdan hemen üç gün içinde İstanbul da polis okulunda olmam gerektiği, bavuluma giysi ve tıraş takımlarını yedek çamaşırlarımı almamı istediler. Çok sevinmiştim, personelde çalışan ve bana tebligatı yapan bayan bu sevinçli halimi görüp sorunca dedim ki " Bankaya müracaat ettim milli selamet partisinden referansın var mı dediler, yok dedim... Ben işçi olarak ancak ücretimi alıyorum kimseyi tanıma fırsatı bile bulamıyorum çalışmaktan dolayı dedim, alınmadım"
"Zabıta imtihanına girdim, vergi dairesi imtihanlarına girdim sınavlar iptal oldu, kazandığım sınav yeri ataması durdu” dedim. “polislik sınavına girdim deprem oldu, bu sınav da iptal edilir diye çok korkmuştum ki neyse sallantı kısa sürdü ve imtihan komisyon başkanı sınava devam dedi, iptal etmedi ve kazandım, mülakatları kazandım, nasıl sevinmeyeyim” dedim ve teşekkür ederek oradan ayrıldım. Doğruca konuyu aileme anlattım, oradan hemen iş yerime giderek patrona da anlattım. Patron anlayışlıydı ve iyi birisiydi. Hemen beni muhasebeye gönderdi ve o güne kadar çalıştığım ücretimi ve fazla mesai ücretlerimi aldım, bir kısmını eve bıraktım, yola çıktım. Artık memur oluyordum, polis oluyordum, neyse 6 aylık okul süresi için İstanbul’a geldim ve okula başladım, yatılı kalıyorduk.
Okula başlayalı bir buçuk ay olmuştu, artan anarşik olaylar, terör olayları nedeniyle okuldaki eğitim süresinin üç aya düştüğü bildirildi. Bizlere resmi elbise verilmesi ve hazırlanması için terzi getirdiler, ölçüler alındı, kura çekilişimiz üç ayın sonunda başladı, okulda maaşta veriyorlardı (yemek vs. ücretler kesildikten sonra). Bayram nedeni ile hükümet maaş ödemesini öne alınca o ay çift maaş aldık ve ilaç gibi geldi, paramı aldım hemen meyil müddetimi kullanmak ve daha sonra göreve başlamak için İzmir’e geldim. Babam-annem kurban kesememişti, civardakiler almışlardı, hemen üç tekerlekli motosikletle (motoquzzi) kurban pazarından bir büyük koç aldım, eve getirdim. Eşim ve çocuğuma en iyisinden giysiler aldım kendime de… Mutluydum ilk defa fazla bir para geçiyordu elime bazı şeyleri artık rahat almaya başlıyordum, 15 gün içinde de tayin yerimde olmam gerektiğinden evden ayrıldım çalışacağım il valiliğine uğradım. Oradan beni emniyete gönderdiler, evini tuttun mu diye sordular hayır bir otel bakacağım şimdilik orada kalacağım dedim. Sonra resmi jeep araçlı ekibe verdiler, çevreyi tanı hem de evini araştırır tutarsın dediler.
Evi tuttum, izin aldım eşimi çocuğumu ve eşyalarımı getirmek için ve getirdim. Babam gittiğin yer soğuk olur diyerek araba arkasına 250 kg. taş kömürü ve 100 kg. da odun koyalım demiş ve koymuştuk. Evi yerleştirdik fakat eşyalarımız azdı…
Vardiyalı görev esnasında Ankara’da uzun yıllar görev yapmış arkadaş, aynı zamanda ekip şefimizdi. Bana “ sen diğerlerine göre farklısın müdüre söyledim asayişten ikişer kişi sivil şubelere alacaklarmış, sen de bu iki kişinin içinde varsın” dedi. Ben de sağ ol şefim dedim 15 gün kadar ekipte çalıştıktan sonra müdürün huzuruna çıktık. Bize yarın sivil giyinip gelin dedi ve biz de ertesi gün sivilleri giyinip geldik. Sizi 1 nci şubeye verdim gidin orada başlayın dedi, biz de başlamak için gittik 1 nci şube müdürü beni dernek, sendika, parti, seçim toplantı gösteri yürüyüşü, basın-vakıf masasına vermişti. Artık toplantılara katılıp izliyor, belge ve evraklarını analiz edip, istatistikler, ses kaydı ve çözüm tutanakları hazırlıyor, raporlar tanzim ediyorduk. Devlete, anayasa ve kanunlara aykırı konuşma yapılıp yapılmadığı, toplantı düzenlenip düzenlenmediği gibi, 11 Eylül’ü 12 Eylül’e bağlayan gece saat 02.30 sularıydı.
Evimin zilinin çalması üzerine uyandım ve önce camdan baktım, ekip aracının tepe lambası yanar vaziyette kapının önünde duruyordu. Aşağıya inip kapıyı açtığımda “hemen giyinin şubenizde hazır bulunacakmışsınız” dediler, çabucak üzerimi giyip ekip aracına atladım doğruca müdüriyete gittim. Müdüriyetteki büyük boşlukta İl Emniyet Müdürü “ arkadaşlar ordu idareye el koydu biz burada gelecek talimatı bekleyeceğiz, ne görev verirler henüz bilmiyoruz” dedi. Beklemeye başladık ve bir müddet sonra emir gelmiş ki bizler Belediye Başkanları, parti başkanları, sendika, vakıf, cemiyet ve diğer sivil toplum örgütleri yetkilileri ile görüşecek ve durumu kendilerine tebliğ edecek ve sokağa çıkmamalarını, görev yerlerine asker ve polis ekipleri marifetiyle ulaştırılacaklarını tebliğ ettik. İktisadi kamu kurum ve kuruluşları, bankalar önünde asker ile birlikte tedbirlerimizi almaya başladık. Ben ve arkadaşlar bu dönem zarfında normal görevlerimize döndük, tüm müdüriyet daha önceden olduğu gibi normal göreve başlamıştı.
O tarihlerde gelen bir ihbar üzerine yaptığımız operasyon neticesinde uyuşturucu madde ele geçirmiştik, silahlar yakalamıştık. Operasyona katılan ben ve arkadaşlar maaş taltifi alırken operasyona katılmayan müdür ve şoförü de maaş taltifi alıyordu hem de bizden daha yüksek miktarda… Eee ne de olsa yazıyı onlar hazırlayıp gönderiyordu.
İhtilal-darbe sonucu hayat normale dönünce siyasi örgütlerce tehdide daha önceleri maruz kalan bir Belediye Başkanına sivil koruma olarak verildim. Belediyede bulunuyor başkanı gerek evden gelişi ve gerek eve gidişi ve gerekse başka ziyaretleri esnasında yakından koruyordum.
Bu ara istihbarat şubesinden bir polisi takip eden illegal sol bir örgüt HDÖ (acilciler) alışveriş yaptığı bakkal dükkanı içinde şehit etmiş, yine bir karakol görevlisini de görev çıkışı sonrası evine gitmek üzere iken silahla yaralamışlardı, bir polis de tuzaklı bombalı pankartı indirirken şarapnel parçası ile yaralanmış ancak durumu ağır olduğu için Ankara’ya kaldırılmış bilahare vefat etmişti, yine istihbarat şube müdürü ………………….. Sol örgütlerce eylem kararı alınmış ve Volkswagen marka mavi renkli aracı ile evinden çıkışı sırasında dar sokakta çapraz ateşe alınarak infaz edilmesi gerektiğine karar veren ve eylem birliği yapan illegal sol örgüt mensupları bu sıralar yapılan operasyonlar neticesinde yakalanıp gözaltına alınınca ve bir kısmı da tutuklanınca eylem yapılamamış ve istihbarat şube müdürü kıl payı kurtulmuştu, şube müdürü bilgili ve cesur birisiydi. Kanalları ona temiz ve sağlam istihbarat veriyordu. Bu sayede öne çıkmış asker ve Mit’in değer verdiği emniyetinde güvendiği birisi olmuştu.
Belediye Başkanı’na yönelik eylem de olmayınca görevim bitmiş ve yine 1 nci siyasi şubede takip-tarassut görevine verilmiştim. Ekip ve yaya takip görevinde bulunuyorduk ve bazen görev gereği çeşitli umuma açık yerlerde oturup muhabbet ediyorduk. Bazı kişilerle de samimiyet kuruyor, halka iyi davranıyorduk, insanlara iyi niyetle yaklaşıyor aldığımız bilgileri üstlerimize iletiyorduk. Darbe ister istemez halkta bir huzursuzluk yaratmıştı, şubenin çeşitli birimlerinde görev ifa ettim. O tarihlerden bir gün şubeye geldiğimde bir bayanın daha 2 ila 2,5 yaşlarında olan çocuğu ile birlikte nezarethaneye atıldığını görüp, nöbetçiden çocuğun nezarethaneden annesi ile birlikte çıkarılmasını istedim. Süt ve yiyecek alarak kendilerine huzurda ikram ettik, ardından müdüre en azından çocuğun ailesine veya yakınlarına teslim edilmesi gerektiğini belirttim. Nezarethanede diğer kişiler ile birlikte bulunmasının ailesi ve kendisinde çeşitli nedenler yaratacağını ifade ettiğimde müdür; “ anne ve çocuğun eşinin ege bölgesinde devrimci yol örgütünün militanlarından olduğunu, bu militanın kardeşinin de Marmara bölgesinde sorumluluk aldığını söyleyerek sen bunları bilmiyor musunuz?” dedi. Ben de “yakınları suçlu olabilir ama en azından çocuğun gönderilmesi gerektiğini” tekrar dile getirince yine ege bölgesinde bir ilçede ikamet eden bayanın babasını çağırtarak çocuğun teslim edilmesini sağlamış olduk.
1985 yılında komiser yardımcılığı imtihanına katıldım, halk ile haşır neşir olduğum ve sol görüşe yakın kişilerle oturup muhabbet ettiğim, okullarına ziyarete gittiğim, cafede onlarla tavla oynadığım gerekçesi ileri sürülerek (şifai olarak) kazandırılmadım. Tozçoken grubu başka bir bölgeye gitmişti, 1987’de açılan komiser yardımcılığı sınavına katıldım, kazandım ve İzmir’de kursa katıldım, okula başladım. Anayasanın halkoyuna sunulması sırasında tüm öğrenci polislere silah dağıtılarak sandık alanlarında görev almak üzere bizlere takviye görev verildi. Kurs bitince komiser yardımcısı olarak güvenlik şubede göreve başlatıldım, 1988 yılı yazında şark görevine atandım.
Görev yerim güneydoğuda bir şehirdi. Orada siyasi şubede takip tarassut biriminde göreve başladım, evimi henüz taşımamıştım, ev aradım garajdan bozma mutfağı dışarıda olan bir evi nihayet buldum. Müdüriyette herkes kendi derdindeydi, lojman var ancak boş daire yoktu. Sıramızı bekleyecektik, neyse evi taşıdım yerleştirdim. Şubeye gittim bir ara şube müdürü iç birimleri gezerken yerleştin mi dedi evet dedim hangi mahallede nerede diye sordu… Ben de kendisine mahalle ve yeri belirttim, orası Kürt mahallesi ve olayların yoğun olduğu bir yer neden yakından bir yer tutmadın dedi. Ben de kimse geldiğimde yönlendirmedi bir şey sormadı ben de bulamayınca eşim ve çocuğumu da yanıma almam gerektiğinden orayı tuttum dedim. Neyse dedi ve gitti, ben müdürün sözleri üzerine temkinli hareket ediyor ve evime gelip gidiyordum ama ilk iki hafta geçti eve geleli kimse hoşgeldine gelmemişti. Tevekkeli onlarda bizi izliyordu neyse ben bir istirahatlı günümde evimde iken eşim çay yapmış dışarıdaki mutfağın üstüne merdivenle çıkıyorduk, orası bir balkon bir teras gibiydi. Çay içerken karşı evin çatısında bayanlar erkekler halay çekiyor Kürtçe şarkı türkü söyleyerek eğleniyorlardı. İçlerinden biri bizi görmüş olsa gerek ki birden düğün ve çalgı durdu, yan terastan beni izleyen komşuya niye durdular ne güzel eğleniyorlardı biz de izlerdik dedim, bir şey demedi. Genç bir bayan o benim babam Türkçe bilmez ben söyleyeyim dedi. Bu mahallede aşağıdaki binaların birinde asker ve polisler bir ara oturdular, o zaman düğünlerde Kürtçe eğlenenlere müdahale ediyorlardı. Tam eğlencemizi yapıyorduk sen de müdahale edersin veya haber verirsin diye durdular dedi. Ben de kendisine devam etsinler çalsınlar oynasınlar sen de bana Türkçe tercüme eder misin dedim ve bayan düğündekilere Kürtçe olarak dediklerimi aktardı ki tekrar çalıp oynamaya başladılar ve bana tercüme ettiği şarkı ve türkünün yöre düğün ezgi ve şarkıları olduğunu, devlete ve yöneten ve görevlilere yönelik bir şey içermediğini anlayınca devam etsinler çekinecek bir şey yok eğlensinler dedim. Onlar oynadı çaldı halay çekti, zılgıt çekti ben ve eşim de rahatça onların oyununu ve ezgilerini bu şekilde öğrenmiş olduk, tanık olduk.
Eşim bana burada eve gelmeler yok baksana kendi başımızayız burada dedi, ben de dur bakalım lojman boşalır oraya yerleşiriz belki dedim. Aradan bir süre daha geçti, maaş günüydü, olağanüstü parasını yeni almıştım, bulunduğum yerde et ve her şey vardı ancak balık çok nadir geliyordu ve çabuk bitiyordu. O da çok yakından gelmiyormuş, et ve yiyecekler çok ucuzdu, geldiğim yere göre çok da lezzetliydi. Sanki bizim yaylaların kekik kokusu ve köylerin havasını orada hissediyorduk ama komşuluk yoktu, bunun nedenini artık biraz da olsa anlıyordum, örf ve adetlerde özgürlük bazı yasalarla ve emirlerle ister istemez kısıtlanmıştı. Bizler her ne kadar emirleri uygulasak da beşeri ilişkileri geliştirmek zorundaydık, çalıştığımız teşkilatı sevindirmek gerekiyordu ama o zaman ve şartlarda olaylarda yoğun olduğundan ister istemez huzur ortamı yaratılamıyor, halk ise devletine yandaş aşırı güçler tarafından yanaştırılmak istenmiyordu. Yöre halkı o tarihlerde kaçakçılık, narkotik, pasaport, silah ruhsat ve trafik kısımlarına ilgiliydi, çünkü onlarla işleri var ve o işlerin de halledilmesi gerekiyordu. Bu da geçici iş hallolma görüşmesi ve ilişkisiydi, diğer kısımlar istihbarat, siyasi şube, özel harekât, çevik kuvvet istenmeyen birimlerdi, asker için de aynıydı.
Yer yer T.C. ye vergi vermeyin, etiket ve bildirimlerini BİJİ PKK, Biji Kürdi Azadi sloganlarını içeren triklemeleri görüyordum, halkın çoğu ise devlet kurumu ve görevlilerinin orada olmasından memnundu, esnaf, pazarcı memnundu… Olağan üstü parası nedeni ile tüm görevliler ekstra maaş alıyor ve harcamasını ona göre yapıyordu. Pazarda peynir, yağ, yoğurt ve diğer sebzeleri sabah almamız gerekiyor, bahardan itibaren yaz süresince… Çünkü sıcak hava ve sinek ister istemez yiyecek ve gıdaların üzerine üşüşüyor.
Suriye sınırında neredeyse her 2,5 km.de bir kulübe görüyoruz, kiminin içinde görevli var kiminin içinde yok, Suriye görevlileri yok, neden diye araştırdığımda Suriye; “bize Türkiye tarafından bir saldırı yok, o yüzden güvenlik gereği duymuyoruz, Türkiye’ye yönelik saldırı var…” diyorlarmış. Suriye’de PKK ve uzantıları var, mayınlı sahadan geçerlerse geçebiliyorlar ve Türkiye’ye saldırıyorlar, Irak sınırında ise coğrafi şartlardan dolayı Hakkâri Çukurca tarafları İran sınırına kadar güvenlik zafiyeti ister istemez var. Geçiş yolları çok, yer yer bu taraflarda katır, eşek kullanıyorlar, çoğu kaçakçılar kanalı ile arasına karışarak girip çıkıyor, Kuzey Irak Saddam zulmüne karşı direnç içinde olduğundan, yönetim boşluğu olduğundan ve emniyet tedbirleri olmadığından giriş ve geçiş kolay (gümrük kapılarından yasal geçenler dışında). Bazı araziler ekilip biçilmiyor, bağ üzümleri toplanamıyor, tarlaların çoğunda sebze ve meyveler keza toplanamıyordu PKK eylemleri nedeniyle…
Bomba imha uzmanları ile birlikte el yapımı mayınlarla ilgili ihbarlar üzerine olay mahalline gidiyorduk, bomba uzmanları o zamanlar şube uhdesinde idi… 5 ve 10 kg.lık plastik bidonlara gübre, şeker, bilye ve demir karıştırılarak yapılmış dinamit çubuğu ve buna bağlı fünye ve 6 voltluk yassı pil ile hazırlanmış düzeneği harekete geçirecek tahta ise genellikle toprak zemine, yola, stabilize yola gömülerek döşeniyordu. Tahta biraz yüzeye yakın kalıyordu ki üzerinden geçen insan ve araç tahtaya baskı uyguladığında ateşleme düzeneği harekete geçiriliyor ve infilak ediyordu. Biz bazı örnekler alıyorduk, fazlalıkları ise 75 m.lik kablolar ile bidon etrafına bağlanmış fünyelere oto aküsü vasıtası ile marşı çalıştırarak emniyetli şekilde gerekli güvenlik önlemlerini alarak orada imha ediyorduk.
Bir gün bir şeyler aldım ve görevli olduğum araçla eve geldim, tam inip şoföre gelip şu saatte beni alırsın derken bir bağırma duydum… Bir kız çocuğunun yüzü şiş gözleri sanki dışarı fırlamış gibi yanında olan bayan (annesi) feryat ediyordu. Şoföre bekle dedim, bayana ne var ne oluyor dedim, Türkçe bilmiyordu. Bilen biri vasıtası ile sordum, ateşli bir rahatsızlığı olduğunu belirtti. Ben de kendisine söyle araba ile hastaneye götürelim dedim, Kürtçe bilen bayan çekimser duruyor ama göz ve feryadından da bir şeyler yapılmasını istediğini sezinliyordum. Arabaya binmesine müsaade etmiyorlardı, araç polis aracıydı, ben polistim, çekiniyorlardı. Bir o kadar da örgüt ve çevre baskısından da çekiniyorlardı. Neyse ben kızı arabaya aldım, annesi ile birlikte doğru hastaneye götürdüm, tedavisini yaptırttım, doktora sordum; ateşli humma ama Diyarbakır’a gitmesi gerekiyor dedi. Bende biri yardımı ile annesine tercüme ettirdim ve bizim il dışına çıkma durumumuz zor malumunuz görevliyiz, bundan sonrası size ait dedim ve bir miktar da para verdim. Sonra ödersiniz sorun değil dedim ve onlar taksi tutup Diyarbakır’a gittiler, ben de evime geri döndüm, bir iki bir şeyler atıştırdıktan sonra görevime devam ettim.
Aradan iki gün geçmişti, rahatsız olan kız iyileşmiş evine gelmişler eve girerken gördüm, yüzlerinde asıklık yok tebessüm hakim, çocuklar araca bakıyor yanına yaklaşıyordu artık… Bir başka gün görevdeyken eşim daireyi aramış ve kendisini aramamı belirtmiş görevde iken anons ettiler aradım. Öğleden sonra misafirler geleceklermiş bir şeyler al dedi, aldım ve götürdüm. Eşim elinden geldiğince hazırlık yaparak misafirleri ağırlamış, eve geldiğimde evin önü ayakkabı dolmuştu. Davet ettiler sizde buyurun diye, ben de hoş geldiniz diyerek daveti geri çevirmedim.
Uzun bir aradan sonra hoşgeldinize bayağı gelen olmuştu, ben yöre halkını anlıyordum (çalıştığım konum itibariyle) daha sonra çocukları köylerindeki bağlara götürüp gezdirmek istemişler ve hatta getirir teslim ederiz demişler, bu durumu eşim bana aktarınca tamam dedim, çocuklar gittikten sonra akşamüzeriydi. PKK örgüt mensupları bir köyü basmış olduğu anonsunu alınca ve eşim de TV den öğrenince meraklandık ama daha sonra Jandarmadan gelen bilgiler ışığında bizim çocukların adı olmayınca rahatladık, gelişlerini bekledik, komşular çocukları yanlarında bir sepet üzümle getirmişlerdi o zaman…
Yine bir gün görevde ring halinde gezinirken hamile bir bayanın cadde üzerinde yanında çocuğu ile sancılı bir vaziyette beklediğini görmüştük, eşi Suudi Arabistan’da çalışıyormuş belli ki o an yardım edecek birileri yoktu yakınında. Araçla hastaneye götürdük, hastanede çalışan yöre halkı ikinci kez bir hasta ile hastaneye geldiğimi görünce gülümseyerek sizlere kızmıyorlar mı demişti, ben de niye kızsınlar ki bu da görevimizin bir parçası demiştim. Neyse hasta çocuğunu sağlıklı olarak dünyaya getirmişti. Arkadaşlar bazen takılıyordu, artık doğum hasta hizmetlerine mi baksak diye... Ben de ne kadar diğer görevlerimiz olsa da insanlara biz yardımcı olalım, ilgi gösterelim derdim hep…
Kim ne düşünürse düşünsün dedim, ara sıra ekip aracıyla müdüriyet kantinine uğruyor, orada meslektaşlarla konuşurken yanımıza PKK itirafçısı olan ve özel harekâtla operasyonlara katılan, siyasi operasyon timine yer gösteren bir itirafçı geldi. Baba bir adammışsın, duyuyoruz dedi… Ama meslektaşların seni takip ediyor dedi. Ben de olsun, devletimize görevimize bağlıyız dedim. Hem sen beni nerden tanıyorsun dedim. Sizin ekibi ve sizi onlarla birlikte ben de görmüştüm dedi. Birer çay içtik bir şeyler atıştırdık ve oradan ayrıldım. (bahsettiğim itirafçının bölgeden tayinim çıktıktan sonra bir operasyon sırasında özel harekât elbisesi giymiş vaziyette örgüt evine girerken ilk ateşle öldüğünü duymuştum.) Neyse kantinden ayrıldık normal görevimize döndük. O sıra Saddam Kuzey Irak Kürtlerine yönelik baskı ve ateşli taciz olaylarını arttırmış ABD ise Irak’a hareketi düşünüyordu. Nihayet bize savaşın kaçınılmaz olduğu eş ve çocuklarımızı, yakınlarımızın yanına gönderilmesi istendi. Otobüslerle eş ve çocuklarımızı yolcu ettik, halk da şehri boşaltıyor diğer illere doğru göç ediyordu, iki günde şehrin çoğu boşalmıştı, bizlere gaz maskeleri dağıttılar, beklemeye başladık, peşmergeler akın akın sınırdan geçiyor, onlar için tahsis edilen kamplara yerleştiriliyor, her türlü ihtiyaçları sağlanıyordu onlarla birlikte aralarına sızarak geçmeye çalışan örgüt mensupları ise takip ediliyor, sakin bir zamanda içlerinden alınarak gerekli adli işlemler için ilgili birimlere alınıp adliyeye çıkarılıyorlardı.
Diğer ülkelerce aranan kişiler ise ilgili ülkelere ilgili sözleşmeler gereği geri teslim ediliyordu. Aradan bir zaman geçti, ABD savaştan geri çekildi, ortalık durulur gibi oldu, eş ve çocuklarımızı geri getirdik, halk da yavaş yavaş şehre ve diğer yerleşim yerlerine geri dönüyordu. Neyse ortalık eski haline dönmüştü, o sıra PKK ve yandaşlarına ve PKK’nın finans kaynaklarına yönelik operasyonlar hız kazanmıştı. Bu ara değişik unvanlardaki devlet görevlileri ile yurt dışından gelen ziyaretçilere ekip koruma amiri olarak görevimize devam ediyorduk.
Bir gün müdür beni makamına çağırdı ve bana halkla fazla haşir neşir oluyormuşsun dedi, ben de kendisine ekip görevi gereği ister istemez gerek olaylara müdahale ve gerekse yardımcı olma nedeni ile ister istemez bazı kişilerle samimi olduğumu, bu samimiyet gereği de karşılaştığım ve selam veren yurttaşlarımızla yerine göre sohbet ettiğimi, yerine göre onların ikram ettiği çaydan içtiğimi, onların bazı sorularına da elimden geldiğince yardımcı olduğumu, hatta dilekçelerini yazdığımı, yurttaş-vatandaş yakınlaşmasının yararlı olacağını belirttim. Hatta soğuk insanlar, soğuk görevliler olmadığımızı bir nevi gösterdim dedim ve odasından müsaade isteyerek çıktım. Ertesi gün göreve geldiğimde bana sen peşmerge kampında geçici olarak görevlisin, yine kadron burası ve hemen seni bıraksınlar dedi. Gündüz saat 11.00 sıralarında beni kampa bıraktılar ve artık sivil kamp amiriydim. Bölge karakollardan da resmi görevliler ile istirahbarattan iki görevli ile birlikte görevimizin başındaydık. Kampın ayrıca sağlık görevlileri vardı, dış alan görevini ise jandarma sağlıyordu. Öncelikle kampta bulunan ve o tarihte kendilerini kamp içi sorumlu olarak belirleten peşmerge görevlileri ile asayişin sağlanması, ihtiyaçları ve uymaları gereken hususlar, çarşıya çıkıp gelmeleri ve diğer her türlü hususlarda görüş birliğine vardık ve gerek temsil yetkisi olan görevliler ve gerekse biz onlarla görüşüyor, ara sıra da kamptaki anons sistemi ile de onları tercüman kanalı ile Kürtçe ve Arapça bilgilendiriyorduk. (bir kısmı çat pat Türkçe biliyordu.
Bazen kamp ziyaretine bayan miterondan tutun da yabancı uyruklu ajanlara kadar izinli ziyarete geliyor, bizler de onları yer yer izliyorduk. Ajanlar ileri gelenlerle görüşüyor (İngilizce) görüşmeleri bitince de çekip gidiyorlardı. Kamptaki peşmergelerle iyi diyaloglar oluşturdum, ara sıra çadırlarını ziyaret ediyor onlarla çay içiyor, tercüman vasıtası ile oradan buradan konuşuyor, hal ve hatırlarını soruyordum. Bu geliştirdiğim ilişkiler neticesinde bizi üçüncü bir ülkeye gönderin diyenlerden tutun da PKK’lı ihbar etmek isteyen ve silah ve mühimmatlarının yerlerini bildirmek isteyenlere kadar birçok insan çıkıyordu. Artık hemen hemen herkesle samimi olmuştum. Irak korepazarı nüfusuna kayıtlı bir peşmerge geldi ve beni üçüncü bir ülkeye gönderirseniz size anlatacaklarım var dedi, ben de kısaca ne olduğunu sordum… Bana PKK’nın mühimmatının gömülü olduğu bir yer olduğunu, yörede bulunan bazı PKK’lıların yerlerini bildiğini belirtti. Vali yardımcısını aradım, durumu belirttim, o da bana müdüre söylerim taltif yazını yazdırırım, şahsı beklet birazdan müdüre haber vereyim siyasi şube ve özel harekât oraya gelip onu alır dedi. Gelip aldılar, sonra gösterdiği yerlerde silah ve diğer mühimmatlar bulunmuş, bazı PKK’lılar da yakalanıp adliyeye sevk edilmişlerdi. Özel harekât ve siyasi şube sorgu görevlileri taltif edilmişler fakat ben faydalandırılmamıştım. Daha önce bana halkla haşir neşirmişsin diyen müdürüme gittim, durumu izah ettim… Direk bana söylemeliydin, sen nasıl bizi atlayarak valiliğe bildirirsin, o yüzden yazmadık seni dedi. Ben de daha önce de örgüt mensubu yakaladık yine yazmadınız dediğimde sen işine bak dedi ve oradan ayrılıp kapma görevimin başına gittim.
Aradan bir zaman geçmişti ki; kampta yaşayanlarla ilgili bilgi almak ve onların sorunlarını dinlemek üzere Kızıltepe Kanco da oturan Ahmet Türk ile İstanbul’dan Ferit İlsever birlikte geldiler, peşmergeleri çadırlarında ziyaret etmek istediler, kamp önünde bulunan peşmergelerle görüştüler, çıkış esnasında Ahmet Türk yanıma uğradı ve bir gün seni Kızıltepe’de misafir edelim dediler, ben de kendilerine yetkililerimden izin alırsam ancak gelebileceğimi ve izin alabilirsem haber vereceğimi belirttim ve kamptan ayrıldılar. Kamptan ve bizden sorumlu Vali yardımcısına durumu ilettim, Vali yardımcısı seninle ilgili değişik düşünceler beslerle dedi ve o kişi PKK faaliyetleri içerisinde biriydi dedi. Bende bu sözler üzerine tamam dedim ve Ahmet Türk’e de haber vermedi ve bir daha görüşmedim.
Kampta kalanlar sıra ile gruplar halinde çarşıya ve diğer kamplardaki yakınlarını ziyarete gidiyorlardı, tabi bu sıralama ve çıkış işlemlerini biz düzenliyorduk. Kamplara değişik ülkelerden heyetler gelip ziyaretlerde bulunduktan sonra gidiyorlardı. Bir keresinde kampta bulunan sağlık grubundan bir arkadaş yanıma geldi ve ………….. bey içerdekiler senden ve arkadaşlarından memnun, seni met ediyorlar, bazı gidenlere dedi. Ben de teşekkürlerimi iletirsin haber getiren ve götürene biz görevimizi yapıyoruz dedim.
Aradan iki ay geçmişti, kampta bulunan bazı peşmergeler ortalık da durulduğundan topraklarına geri dönmek istiyordu, ben de durumu yetkili vali yardımcısına bildiriyordum. Zannedersem yapılan bazı görüşmeler neticesinde durumları kabul edilmiş olsa gerek ki kamptan beş otobüs dolusu peşmerge eşyaları ile ayrılarak gitmişti. Zaten çarşı ihtiyacı için çıkan veya bölgedeki diğer kamplara akrabaları ziyaret için giden bir kısım peşmerge de kampa geri dönmüyor firar ediyordu. Bunlar dönmeyenler olarak listelenip valiliğe bildiriliyordu. Zaten kamp müdürlüğü de kendi açısından liste tutuyor ve hatta iaşe ve diğer ihtiyaçlarla ilgili listeleri de valiliğe bildiriyordu.
Suriye ve Irak hükümeti kamplarda bulunan peşmergelerden bazılarını kendi ülkelerinde suç kaydı bulunduğu ve arandıklarından Türk hükümetinden istenmiş olsa gerek ki; istenen kişiler kamptan resmi görevlilerce toplandı ve bir kısmı Nusaybin’e yakın Kamışlıda Suriye yetkililerine, bir kısmı da Silopi’ye yakın Irak yetkili karakolu önünde Irak’lı yetkililere teslim edilmişti. Bir kısım peşmerge de Irak hükümetinin sunduğu menfaatler ölçüsünde geri dönmüş olduğunu kampta yaşayan diğer peşmergelerden öğreniyorduk. Bölgede bulunan peşmerge ileri gelenlerinin de çarşı izni veya bölge kamplarındaki akrabaları ziyaret edecekleri bahanesiyle geri dönmeyip İran-Türkiye sınırındaki Kürt yerleşim yerlerinde kongre toplantılarına katıldıklarını, kampa dönüp gelişmeleri kamptakilere anlatanlardan duyuyordum. Biz de istihbari raporları yetkili kişilere gerek şifai ve gerekse yazılı bir şekilde ulaştırıyorduk.
Kamptan üçüncü ülkeye gitmek isteyenlerin ise İzmir, Edremit, İstanbul, Edirne ve Çanakkale üzerinden yasadışı yollarla gitmiş olduklarını duyuyorduk. Tabii bunlar çarşı ve akraba ziyareti adı altında dışarı çıkıp geri dönmeyenlerdi. Kampta bulunanların geri dönüşü çabuk olacağı düşüncesinde olan yetkililer dönüş çabuklaşmayınca ve iaşe ve diğer ihtiyaçların da karşılanamama durumu doğunca, ülkelerine geri dönmek isteyenler tek tek tespit ediliyor ve neticede kiralanan üçer beşer kamyon kasalarında veya minibüslerle gece saat 21.00’den sonra Hakkâri’ye götürülüyor ve oradan Irak – İran – Türkiye sınırının kesiştiği yerden katırlarla İran bölgesindeki Kürt topraklarına veya Kuzey Irak Kürt topraklarına geçişleri sağlanıyordu. Amaç, kamptaki insan sayısını azaltmak ve aynı oranda ihtiyaç malzemesi maliyetini düşürmekti.
Yukarıda belirttiğim ülkeler kendi ülkelerince aranan ve Türkiye tarafından iade edilen suçluları veya sunulan menfaat ve işbirliği doğrultusunda gelenleri Irak hükümeti kimlik tespiti yaptıktan sonra üst aramasına bile gerek duymadan karakol içine alıyordu ama Suriye Kamışlıda öyle değildi, daha sınırdan giriş yapıldığı anda tek tek fotoğraflanıyorlar, kimlik tespitleri yapılıyor, bir futbol sahası büyüklüğündeki toprak seviyesinden bir metre aşağıdaki alanda tek tek üstlerini çıkartıp tekrar arama yaptıktan sonra kamera ve fotoğraflama yaptıktan sonra araçlara bindirip götürüyorlardı.
Bizde de sınırdan içeri girenler Irak’taki gibi içeri alınıyordu, bence Suriye çok iyi bir şekilde tedbirini alıyordu, bizde de bu şekilde sık tedbirler alınmalıydı diye yanımda bulunan yetkililere de belirtmiştim. Bir gün kampta iken daha önce de bana bazı şeyler belirten sağlık görevlisi yanıma geldi. ……………….. bey dikkatli ol seni bize sizin istihbarattan, Mit’ten gelip sordular, bunun dışında PKK’dan bazı kişiler de sordu. Ben bana sorulduğunda iyi insan, insanlara insancıl yaklaşıyor, iyi davranıyor, onlarla konuşup onların dertlerini dinliyor, yardımcı oluyor demiştim dedi. Ben de sağ ol biz görevimizi yapıyoruz dedim. Teşekkür ettim, görevime döndüm. Aradan bir hafta geçmişti ki; evime geldiğim bir saatte şubeye uğramam istendi. Gittiğimde beni il içerisinde bir karakola verdiklerini belirttiler, ben de kurslu personel olduğumu belirttiğimde git başla başka bir şey sorma dediler ve ertesi gün karakolda göreve başladım. Zaten zorunlu bölge hizmetim doluyordu, halk ve peşmerge çarşıda bana iyi davranıyor, görevden alınmama üzülüyorlardı, onlara yaklaşık olarak gideceğim zamanı da söylemiştim. Otogardan araca bindim, kamp civarından geçerken yola doğru gelip bekleyen bir grup peşmergenin araçta iken bizleri selamladığını, el salladıklarını gördüm, ben de el salladım ve uzaklaştık.
Yeni tayin yerim olan İstanbul’a geldim ve Vatan Emniyet Müdürlüğüne gittim. O zamanlar personel şube müdürü Ali ………….. dı. Sen kurslu personelmişsin, bak çeşitli meslek içi kurslar da görmüşsün seni Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne vereyim ne dersin dedi. Ben de güvenlik şube olsun dedim ve güvenlik şubeye verildim. Beni tüzük inceleme biriminde görevlendirdiler, branşım dahilindeydi. O sıralar şişe cam olayları vardı, hemen hemen çoğumuz toplantı ve gösteri yürüyüşlerini izlemeye gidiyorduk. Görev sonucu tekrar dönüyorduk, güvenlik şubede daha on gün olmuştu. Güvenlik Şube Müdürü çağırdı, içeri girdiğimde müdür masasında benim fotoğrafımın da bulunduğu bir dosya ve yazıyı inceliyordu. Bana geldiğin yerde Kürtlerle aran nasıldı dedi, ben de hepsi Kürt değildi, içlerinde Arap, Süryani ve yezidi bir de peşmergeler vardı. Selam verene selam veriyor oturup çay vs. içiyorduk, bunun dışında herhangi bir ilişkim olmadı dedim. Sonra arpacı müdür bana baktı, tayinin ……………… ilçeye çıktı dedi ve al bu yazıyı ve hemen buradan ilişiğini kes dedi… Ben de tekrar sordum kesiyim ama neden? Çalıştığın yerdeki müdüriyet sicil dosyanla birlikte yazı göndermiş bu kadar dedi. Tayin yazısına baktım Mehmet Ağar ve A. Cemil Serhadlı imzalıydı. Evi de daha yeni tutmuştum, eşyaların çoğunu da henüz yerleştirmemiştik. Tekrar yola koyuldum ve yeni tayin olduğum ilçeye geldim. Sağ olsun ilçe müdürlüğüne bakan amirden uzun yıllar sivil çalıştığımı ve çalıştığım birimleri anlatınca beni dernek, sendika, vakıf, kurs, partilere bakan güvenlik büro amirliğine verdi. Burada da kendimi kanıtlamış ve sevdirmiştim, yeni gelen Emniyet Müdürü beni bürolar amirliğine getirdi. Halkla yakından ilgileniyor, konuşuyor, onların istem ve yardım taleplerine cevap veriyor, hatta bazı zamanlarda müracaat dilekçelerini kendim yazıp gönderiyordum. Arkadan ilçelerde Terörle Mücadele Amirliği oluşturulması gündeme gelmiş ve ben de verilen emir ve gördüğüm hizmet içi kurslar neticesinde İlçe Terörle Mücadele Amirliği’ni oluşturdum, güvenlik kısmı da bize bağlıydı.
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 26.08.1986 günü Bakanlık onayı ile kurulan Terörle Mücadele ve Harekât Daire Başkanlığı, 12.04.1991 gün ve 20843 mükerrer sayı ile resmi gazetede yayımlanan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet kanununun 16.06.1985 gün ve 3233 sayılı kanuna eklenen ek madde 5.A.B. fıkraları uyarınca hazırlanan “Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele ve Harekât Daire Başkanlığı kuruluş görev ve çalışma yöntemleri “ yürürlüğe girmiş olduğu ve Terörle Mücadele birimlerinde görevlendirilen personelin Terörle Mücadele Hizmetleri kadrosunda bulunmaları esası gözetilerek bu ünitelerde çalışan personel, diğer mevzuat yanında EYT-2 Terör ile Mücadele Daire Başkanlığı, kuruluş görev ve çalışma yönetmeliği hükümlerine tabi tutulmuştur denilerek ve yine bu sebeple Terörle Mücadele Bürosunda istihdam edilen personelin birim içerisinde başka ünitede çalıştırılmaları mümkün olmadığı gibi kadrolarının genel hizmete aktarılması için aynı yönetmelik uyarınca Terörle Mücadele Daire Başkanlığının görüşünün alınması gerekmektedir.
Bundan böyle il içi atamalarda uyulacak esaslar il konulu emirler göz önünde bulundurularak Terörle Mücadele Büro personelinin atandığı ünitede istihdamının sağlanmasını, çeşitli mazeretler gösterilerek geçici dahi olsa başka ünitelerde görevlendirilmelerinin önlenmesini, başka ünitelerde çalıştırılmak üzere teklifte bulunulmamasını, diyerek kadrom artık tekrar Terörle Mücadele olmuştu. 11 Ekim 1993 tarihli onay ile uygun görülmüştüm, izinsiz ve usulsüz deri toplayan kurslara müdahale ediyor, usulsüzlük yapan dernek, kurs ve vakıfları denetimler neticesinde adliyeye intikal ettiriyor, kimisi para cezası alıyordu, THK’na derilerin geri dönüşümünü sağlıyor, partilerin ve adaylarının makarna, para, hazır çorba, kömür, odun ve diğer menfaatler sunarak bireyin seçimlerde özgür iradesini etkileyecek menfaatlerden uzak tutmaya çalışıyor ve halka tek tek yerine göre izah ediyordum. Zaman gazetesi ise yer yer uygulamamızı eleştiriyor ve “……………………. Deri işkencesi” diyordu. 1994 yılı içerisinde isimsiz, imzasız, adressiz bir ihbar mektubunda;
“…………………………………….’ın solcu olduğu, sol görüşlü kişilerle (siyasi yönü ağırlıklı kişilerle olduğu, THKP-C örgütü üçüncü yol fraksiyonu mensuplarıyla ilişki ve işbirliği içinde olduğu, yazar Nesin’in 1 Mayısını kutladığı, karanfil verdiği ve imzalı kitabını aldığı” şeklinde soruların tarafıma yöneltilmesi neticesinde ben de 1984 yılında yayımlanan ve Anayasamızın 74 ncü maddesinde geçen ifadeye atfen düzenlenen ve halen yürürlükte bulunan 3071 sayılı dilekçe hakkının kullanılmasına dair kanunun 4 ve 7 nci maddeleri gereği ve ayrıca 20.01.1993 tarih ve Başbakanlık personel ve prensipler genel müdürlüğünün İçişleri Bakanlığı’na muhatap 1992/2 sayılı genelgesinin 4 ve 5 nci maddesi gereği adı, soyadı, imzası ve adres bulunmayan, belli bir konuyu ihtiva etmeyen ihbar, şikayet ve müracaat dilekçesinin işleme konulamayacağını, özellikle ihbarların çalışanları yıpratmak amacını güdebileceğini, intikam hırsı, rakibini bertafar etme düşüncesi beslemek, çıkar sağlamak ve egolarını tatmin edebilmek isteyenlerce yazılmış olduğunu, şahsımı yıpratmak istediklerini belirttim. Diğer sorularla ilgili olarak da halkla kaynaşma halinde olmamın hizmetten doğan görevim gereği olduğunu, Aziz Nesin’den kitabını aldığımı bunun da yasaklanan kitaplardan olmadığını tüm ilçe halkından olan büyük küçük vatandaşlarımızla ayrım yapmadan, yerine göre sohbet ettiğimi, onların ikram ettiği çay v.b. şeylerden içtiğimi, halkın sorularına bu muhabbet ortamı içinde cevap verdiğimi, kimseye yarın daireye gel orada cevaplayayım demediğimi, gerek sokakta ve gerekse iş yerimde vatandaşların sorularına yardımcı olduğumu, bunun her kesime sorulduğunda görüleceğini hatta polis vatandaş yakınlaşması bile soğuk görünümü yıktığımı ifade ettim.
Oturduğum, konuştuğum ve dilekçede ismi geçen şahıslardan birinin TKP (Türkiye Birleşik Komünist Partisi) üyesi olduğunu, bir tanesinin THKP-C üçüncü yol fraksiyonundan olduğunu, diğer kişilerden bir kısmının da DSP ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti üyesi olduğunu, birinin de Devrimci Yol faaliyetleri içerisinde yer alan sempatizan olduğunu belirttim ve hatta legal anlamdaki parti, dernek, sendika, vakıf vs. kuruluşların yetkili ve üyeleriyle de görüştüm, oturdum, muhabbet ettim. Onlarla ilgili niye soru yöneltmiyorsunuz dediğimde biz dilekçede yazılı kişilerle ilgili soruyoruz dediler.
Her kurban bayramı öncesi izinsiz deri toplama faaliyetine karşı kurs ve tahsil çağındaki talebeler ve vakıfların kurban derisini açıkça pankart asarak, hoparlörle seslenerek toplamasını 2860 sayılı yasa ve diğer yönetmelik ve emirler gereği engellediğimizi, bu yüzden çeşitli dinci kesimden tepki aldığımızı, hele bir keresinde 2500 civarında izinsiz toplanmış deriye el koyunca ve Cumhuriyet Savcılığı’na durumu intikal ettirince yine 903 sayılı kanun doğrultusunda ve Refah Partisi’nin yan kuruluşu olduğunu bildiğim bir vakıfta Gençlik ve Spor Müdürlüğünden izin alınmadan Milli Eğitim’den izin alınmadan tüzük dışı karate, Kur-an, v.b. kursları perdeleri kapatıp dış kapı önüne görevli yerleştirerek yaptıklarını bir yazı ile Valilik makamına bildirdiğimizi ve izinsiz faaliyetlerine engel olmamız üzerine bir kısım il vakıf temsilcilerinin fazla üzerlerine gelmememiz için Müdürlüğe ziyarete geldiklerinde benim de kendilerine yasa ve tüzüğü dışına çıkılamayacağını belirttiğimi, elinde kapalı vaziyette kendi isteği ile vakfa veya benzeri kuruluşa deri vermek isteyenlerin verebileceğini alenen sesli vasıta ve pankart, döviz veya kolluk taktıkları görevlilerce deri toplayamayacaklarını da belirtmiştim.
Bütün bunlara rağmen görevimden alındım ve il içinda başka bir yere atandım. Arkamdan yapılan soruşturmalar neticesinde daha benim savunmam Yüksek Disiplin Kurulu’na ulaşmadan şahsımla ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu “Sanık Komiser’in THKP-C üçüncü yol örgütündeki faaliyetlerinden dolayı ordudan atılan ……………………………… ile siyasi yönü ağır basan ……………………………………. İle iş ilişkisinden öte sıkı ilişkiler ve işbirliği içinde bulunduğu, görevli iken tüm arkadaşlarına açıkça sol görüşlü olduğunu ifade ettiği, bu suretle tarafsızlığına gölge düşürdüğü anlaşılmakla… Sanık ……………………………………..’ın görevi gereği tanıştığı siyasi yönü ağır basan kişilerle sıkı ilişki ve işbirliği içinde olduğu ve görevli iken siyasi görüşünü devamlı olarak söylediği ve tarafsızlığına gölge düşürmek suretiyle hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsıcı eylem ve davranışta bulunduğu anlaşıldığından eylemine uyan Emniyet örgütü disiplin tüzüğünün 7/B-1 maddesi uyarınca 16 ay uzun süre durdurma cezası ile tecziyesine, Terörle Mücadele gibi hassas bir şubede görev ifa eden sanığın görüşünü belli edecek tarzda duyarsız hareket etmesi karşısında aynı tüzüğün 15 nci maddesinin uygulanamayacağına ……………………. Tarihinde oy birliği ile karar verildi.” Diye belirtmişler ve Baş komiser rütbem de durdurulmuş oldu.
Bu kararın şahsıma tebliği üzerine İstanbul Bölge İdaresi Mahkemesi’ne Yüksek Disiplin Kurulu’nun 16 ay süreli durdurma cezasının ortadan kaldırılması terfi ve diğer özlük haklarımın iadesi için yürütmenin durdurulması için İçişleri Bakanlığı aleyhine dava açtım. Bölge idare mahkemesi müracaatım üzerine İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nden gelen yazıda “Yüksek Disiplin Kurulu’nun kararı …………………. Tarihinde Bakanlık makamınca onaylanarak davacıya tebliğ edilmiştir. Davacı hakkında yasal şekli ile yürütülen soruşturma sonunda deliller de toplanarak hukuk ve mevzuata uygun davacının sübuta erdirilmiş fiilen uygulanması gereken bir karar verilmiştir. Davacı dilekçesinde kendi hakkında E.T.D.T.’nin 15 nci maddesinin uygulanması gerektiğini ileri sürmekte ise de, tecziye kararının da maddeleri tartışılıp uygulanmayacağına karar verildiği yerleşik Danıştay kararlarına göre de bir alt ceza verilmesini öngören 15 nci maddenin amir hükmü mahiyetinde olmayıp idareye takdir hakkı taşıyan bir hükmü olduğu açık olarak yer almış olup, madde idarenin takdir hakkına uygun olarak tartışılıp uygulanmaktadır… İptali istenen işlemde mevzuata aykırı bir husus bulunmadığından davanın reddine ve yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini arz ederim denmiştir… Yani yine Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararı doğrultusunda hareket etmiştir.
Açtığım dava sonucunda Bölge İdare Mahkemesi Türk Milleti adına verdiği kararda “görüş beyanından öte bir eylem ve davranışı bulunduğu yönünde tespit bulunmaması, aksine fezlekede siyasi görüşünü görevine yansıtmadığının kabul edilmesi ve işlem dosyasında yer alan fezlekede ifadesi alınan şahitlerin davacının dürüst ve çalışkan olduğu, halkın kendisinden memnun bulunduğu ve siyasi görüşünü görevine yansıtmadığını belirtmeleri karşısında anılan tüzük maddesinde yer alan fiilin gerçekleşmediği sonucuna varıldığından davalı idare işleri hukuka uygun bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin açıkça hukuka olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlara neden olacağı dikkate alınarak, yürütmenin durdurulmasına ……………….. Tarihinde oy birliği ile karar verilmesi “ üzerine İçişleri Bakanlığı’na Bölge İdare Mahkemesi kararını da iliştirerek durdurulan tüm haklarımın tarafıma iadesini ve asıl kadroma kurs belgelerim de iptal olunmadığından ve başka bir kadroya aktarılmam için onay alınmadığından iade edilmemi istedim.
Baş komiserliğe terfi ettirildim, kademe ve diğer özlük haklarım verildi, ancak kadroma iade edilmedim. Resmi görev ifa eden bürolarda dolaştırılıp durduruldum, bir ara dönemin valisi ………………………….’a eylem konulacağı ihbarı üzerine bulunduğum yerde yakın olduğundan İlçe Emniyet Müdürü Koruma Büro Amiri olarak bizi tertip ve tedbirler yazısına yazmıştı. Ben de valilik ve çevresindeki görevlilerimi zaman zaman kontrol ediyor ve ilgili Tem bürodan da valilik ve çevresindeki binalara göre valilik binası alçakta kaldığından ve yüksek binalardan rahatça kontrol edilebileceğini düşündüğümden çevredeki bina ve esnaflar ile ilgili bilgi toplayarak basit bir krokiyi de istemiş ve teras kapılarının da kilit altına alınması için tebligat yapılmasını belirtmiştim. Valilik içine giriyordum, bir kısmı kim olduğumu görevli memur arkadaşlardan nereden geldiğimi nasıl biri olduğumu sormuşlar ve sol görüşlü olduğum yönünde tahkikat geçirdiğim ve bu üniteye verildiğim anlatılmış olsa gerek ki… Bir gün seni vali bey çağırıyor dediler, vali huzuruna çıktım, selamımı verdim… Vali beni baştan aşağı şöyle bir süzdü, baktı ve bir şey söylemeden gidebilirsin dedi. Ertesi gün yerime başka birisine Koruma Büro Amirliğinde görev verilmiş ve akabinde ben oradan da başka bir ilçeye sürülmüştüm (Acaba vali korkmuş muydu?). Daha sonra burada üç ay kadar çalıştıktan sonra il dışına uzak bir İle tayinim çıkarıldı. Ben de daha kooperatif imkânlarıyla yeni daire sahibi olmuştum, İstanbul 17 Ağustos depremini yaşıyordu 18’inde yeni tayin yerime hareket ettim, bir müddet çalıştıktan sonra kendi isteğim ile emekli oldum.
İşte Terörle Mücadele gibi hassas bir şubede solcu olanın barındırılamayacağının kanıtı olan hikâyem, Eğer sizi cezalandırmak istiyorlarsa çeşitli suçları da süsleyerek Emniyet isterse çok rahat cezalandırır, uzaklaştırır. Senin sağlığın bozulmuş, haklıymışsın hiç umurunda olmaz… Hele bu dönemde kes yapıştır, koy yöntemi ve usulsüz dinleme veya delil bulma yerleştirme çok basitleşti. Kendi kadro ve yandaşlarını oluşturmak çok kolay, hele bir sesini çıkar!!!
Yandın katkılı katmer gibi yaparlar vallahi adamı ve bir de ilave ederler seni meşhur ediyoruz diye…..
Sağlıcakla Kalın…
BARIŞ HABER





